Karakum Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karakum Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Karakum Söyleşileri 5 - “Çatışma alanlarındaki tecrübelerin gelecek nesillere aktarılması önemlidir.” Yusuf Özer

Söyleşen: Birce Yazıcı

Çalışmanın temel amacı, bilime, topluma ve askeri/sivil karar vericilere katkı sağlamaktı. Bu kapsamda kitabımda yaşanmışlıkları dile getirmeye çalıştım. Doğruları ve yanlışları objektif bir gözle inceleyip aktarmayı hedefledim. Örneğin; Afganlıların düğünlerinde havaya ateş etmelerinin çatışma şeklinde algılanması nedeniyle, düğünlerinin uluslararası askeri güçler tarafından kan gölüne çevrilmesini önemli bir sorun olarak gördüm. Bu tür dramların tekrar yaşanmaması adına “Kültürel İstihbarat”ın çatışma alanlarında dikkate alınmasını yüksek bir tonda seslendirmeye çalıştım. 

Karakum Söyleşileri 4 - “Bulgar komitacıların Balkan Savaşları’nda yaptıkları vahşeti herkes bilmeli!” İsmail Pehlivan

Söyleşen: Birce Yazıcı

Bulgar komitacılarının Balkan Savaşları’nda yaptıkları vahşetleri herkes bilmeli. Nasıl vahşice büyüklerimizin katledildiğini bütün Türk dünyası öğrenmeli. Bu sebeple bu bölümü daha bir itinayla oluşturdum. Şunları da eklemeliyim ki; uygulanan vahşeti insanların görüp de intikam hırsıyla dolmasını istemem. Biz sadece bize yapılan mezalimi bilelim; bu farkındalığımızı akılcı ve çağdaş yaklaşımla geliştirelim.

Karakum Söyleşileri 3 - “Sosyal olmaya çalışırken yalnız kalmış, her yerde olmaya çalışırken hiçbir yerde olamamış durumdayız.” İsmail Biçer


Söyleşen: Birce Yazıcı

“Hayatımızı kolaylaştırmak amacıyla kullanımımıza sunuldukları halde yaşamlarımızı ele geçirmeye başlayan teknolojilerden başımızı kaldırıp gökyüzüne bakmayı hatırlatmak istiyorum.”

- Kısaca kendinizden ve kitabınızdan bahseder misiniz?

1983 Eskişehir doğumluyum. Bütün öğrenim hayatımı Eskişehir’de geçirdim, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden 2007 yılında mezun oldum. Evliyim, bir oğlum var.

Yazmaya 2006 yılında başladıysam da ilk kitabım Düş Cambazı 2016 yılında çıktı. İkinci kitabım Dost A.Ş. ise 2018 yılında Karakum Yayınevi sayesinde okurlarla buluştu. Dost A.Ş., müşterilerine ‘en iyi dost tecrübesi’ sunan bir şirketin ve şirketin sahibi Murat isimli gencin başından geçenleri anlatıyor.

Karakum Söyleşileri 2 – “İnsan için en büyük anlam kaynağı çocuklukta yatıyor.” Yağız Gönüler



Söyleşen: Birce Yazıcı

“İdeal denen şeyin sürekli değiştiğine inanıyorum naçizane. Çünkü insan yaşadıkça ve öğrendikçe hem nasıl daha güzel yaşayabileceğini düşünüyor hem de ne kadar eksik olduğunu kavrıyor.”

-  Kısaca kendinizden ve kitabınızdan bahseder misiniz?


Oldukça karlı bir kasım gününde İstanbul’da doğmuşum. Doğdum doğalı da başka bir şehirde yaşamadım. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi farklı semtlerde okumama rağmen, doğduğum semt Kocamustafapaşa bende en çok etkiyi bırakan yerdir. Yaş aldıkça, oranın eski iklimine hasret duyuyorum. İhtiyarların söz sahibi olduğu, yol gösterdiği, gençlerin bu kadar tembel ve bezgin olmadığı zamanları… Özellikle yirmili yaşlarımdan sonra neyle daha fazla ilgilendiysem, bunda çok sevdiğim Fatih’in yeri var. Tarihi de tasavvufu da edebiyatı da orada sevdim çünkü. Sonra yanına müziği ve mimariyi de ekledim. Bu da insanın ömür sürdüğü hayatı daha anlamlı kılmasına vesile oluyor. Derken bir gün, insan için en büyük anlam kaynağının çocuklukta yattığını düşündüm. Bu alanda epey fazla kitap okudum, insanlarla konuştum. Neticede ortaya “Unuttun Ama Çocuktun” çıktı.

Karakum Söyleşileri 1 – “Türk olmak beraberinde büyük bir sorumluluk da getiriyor.” Gülbahar Kurtuluş



Söyleşen: Birce Yazıcı

“Yaşanan bu göçün ardından otuz yıl geçti fakat yaşananlar, ilk günkü gibi zihinlerde tazeliğini korumaktadır. Yakın tarihimizde yaşanan bu acı olayın unutulmaması ve bahsi geçen zaman aralığında neler yaşandığını gözler önüne sermek en önemli amaçlarımdan biriydi.”


- Kısaca kendinizden ve kitabınızdan bahseder misiniz?


Elbette. 1989 yılının Haziran ayında Bulgaristan’ın Hasköy (Haskova) şehrinden İzmir’e göç etmiş Bulgaristan göçmeni bir ailenin ferdi olarak Temmuz 1989’da İzmir’de doğdum. 2017 yılında Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Türk Tarihi Anabilim Dalında Prof. Dr. Turan Gökçe’nin danışmanlığında  "1989 Bulgaristan Göçü: Bornova Örneğinde Sözlü Tarih Çalışması" adlı yüksek lisans tezimi tamamladım. Yüksek lisans eğitiminin ardından aynı bölümde doktora çalışmalarına başladım. 2018-2019 yılları arasında Bulgaristan’ın Sofya kentinde bulunan Yeni Bulgaristan Üniversitesi (New Bulgarian University) Siyasi Bilimler Bölümünde Doç. Dr. Mihail Ivanov danışmanlığında akademik çalışmalarımı sürdürdüm.  Hâlâ Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Nadim Macit danışmanlığında doktora çalışmalarımı Bulgaristan’da ve İzmir’de sürdürmekteyim.


2017’de kaleme aldığım yüksek lisans tezimi,  2019 yılında “Bulgaristan Türklerinin Göç Hikâyeleri: Bir Sözlü Tarih Denemesi” adıyla kitaplaştırdık. 

Turuncu Hüzünler - İsmet Emre



Günlük hayatta karşılaştığımız ve karşılaşacağımız birçok meseleyi farklı bir dille masaya yatıran yazar ilişkilerin doruk noktasında kriz yaşanılması doğaldır derken aslında yazdığı metinin çarpıcılığından bahsediyor. Evet eserde tam bir meseleyi çözüp rahata erecekken bambaşka bir meselenin ağırlığıyla yakalıyor yazar yakamızdan.

Aştan bahsediyor, yıldızdan, kederden, sevgiden, gurbetten, vuslattan, öfkeden, sükûnetten, ölümden, türküden, melankolik sancılardan..

İki yıldızın astronomik hayatı, birbirinde kaybolmuş iki aşığın haline benzetilir eserde. Zira bir yıldız diğer yıldıza baka baka varlığını unutur ve onun gökyüzü olur. Kendi yok olur, aşk doğar.

Barbar Kentler Dost Şehirler - Semih Akşeker


Barbar Kentler Dost Şehirler kitabı; Karakum Yayınevi etiketiyle raflardaki yerini aldı. Çalışmada, kentlerin geçmişine doğru iz sürüyoruz. Önce köyleri, sonra mezraları ve nihayetinde mağaralara ulaşıyoruz. Peki ya öncesinde neler vardı sorusunu da sormadan edemiyoruz.

İşte tam da bu noktada, Barbar Kentler Dost Şehirler kitabı ile karanlık kentlerin dehlizlerinde bir yandan sermaye kurbanlarının çığlıklarına şahit olmaya bir yandan da mağaradan öncesini arayamaya doğru bir yolculuğa çıkıyoruz.

Semih Akşener imzasını taşıyan kitap, kulaklarımıza ilk olarak şunu fısıldıyor: “Hiç bir kent bakir doğmadı. Uygarlıkların göbekleri kanla göz yaşı ile kesildi.”

Anadolu'nun Kronikleri Raflardaki Yerini Aldı


ANADOLU’NUN KRONİKLERİ

Epik ve Menkıbevi Destan Dünyasına Giriş
M. Olgay Söyler


M. Olgay Söyler'in kaleme aldığı Anadolu'nun Kronikleri kitabı, Kasım 2019'da raflardaki yerini aldı. Karakum Yayınevi etiketiyle yayımlanan kitapta, Türklerin eski inanç sistemlerinin günümüze yansımalarını ve şaman-evliya motifi arasındaki devamlılığın izlerini görebiliyoruz.

Anadolu'yu mayalayan evliyaların yaşam öykülerini, onların bu topraklara ektikleri hayat tohumlarını okurken geçmiş ile günümüz arasında kısa bir yolculuğa çıkıyoruz. Anadolu'nun epik ve menkıbevi dünyasını şekillendiren inanmalar, fikirler hangileriydi? Şamanlar ile ozanlar arasındaki kopmaz bağlar nelerdir? Kitap, işte bunlara benzer nitelikteki soruların cevaplarını içerisinde barındırıyor. Ayrıca okurlarına Sarı Saltık Gazi, Battal Gazi ve Danişmend Gazi'nin hayatlarına dair daha önce hiçbir yerde yazılmamış bilgiler sunuyor.

Kutlu Altay Kocaova'nın kaleminden Bozkırın Savaşçısı


28.09.2019 i’tibâriyle yayınlanan ilk romanım olan Bozkırın Savaşçısı’nın üçüncü baskısı, Karakum Yayınları tarafından yayınlandı. Şimdi bakıyorum da, Kasım 2009’da yazmaya başlamışım. Yâni on yıl evvel… Bir buçuk yılda da bitirmişim.

Bozkırın Savaşçısı, Türklerin kendi aralarında dökülen kanı anlatan bir eser. Ama bunun birlikte, oradan oraya savrulan, hayâtına bir amaç katmak isteyenlerin ve bunu yapmaya çalışırken de, mücâdele edenlerin hikâyesi.

Eser, ilk olarak 2015 yılında Güneş Yayınları (adı sonradan Aygan olarak değişti) tarafından yayınlandı. Yâni romanı yazdıktan sonra 3,5 yıl beklemek zorunda kaldım. İlk kez yayınlanana kadar birçok yayınevi, yayınlamak için teklif gönderdi. Bu sürede bu yayınevlerinin iç yüzünü de görme fırsatı elde ettim. Yâni bu romanın ilk yayınlanışı üzerinden 4,5 yıl; yazımının tamamlanması üzerinden yaklaşık sekiz yıl, yazmaya başlamamın üzerinden ise yaklaşık on yıl geçmiş. Hikâyeyi oluşturmanın üzerinden ise en aşağı on beş yıl. İlk ne zaman kurgulamaya başladığımı ise ben bile hatırlamıyorum.

Bozkırın Savaşçısı, Bir Yalnız Savaşçının Dilinden... - Kutlu Altay Kocaova


“İşte, yine savaş. Yine Türk, Türk’ü kıracak. Yine Türk kanı akacak. Çinliler, Araplar, Sartlar bizi kurt gibi kemirmek isterken, neden biz sürekli birbirimizle didişiyoruz?
Neden bir iktîdâr uğruna, kardeş kanı akıtıyoruz? Önce Kağan’a isyân, sonra Kırgızlara saldırı ve Arslan Bey’in ölümü, Hazarlarla savaş ve şimdi de Oğuzlar…
Bu insanlarla berâber savaşmış olmak, ne yazık! Bunlar için Türk kanı akıttım. O öldürdüğüm Hazar askerleri için ancak şimdi üzülüyorum. Ama ne yapabilirdim? Yapacak bir şeyim yoktu ki. Tek başıma direnemezdim. Ama şimdi buradayım. Oğuzlarla berâberim ve savaşacağım. Kendi kanıma karşı son kez savaşacağım.
Eğer bu savaştan da ölmeden çıkarsam, kılıcımı, okumu ve mızrağımı, Türklere karşı hiçbir savaşta kullanmayacağım.”

Kitabımızı incelemek ve temin etmek için:

“Gölgesi Beyaz” Üzerine Bir Değini - Hamza Eren Sarıçam

Sıradan insanların olağan hikâyelerini şiirsel dili ile harmanlayarak önümüze sunuyor Ercan Kaygas Gölgesi Beyaz isimli kitabında. Dört bölüm ve her bölümde üçer hikâye olmak üzere toplam on iki hikâyeden oluşan kitapta doğrudan bir tema üzerine hikâye kitabı ya da hikâyeler arası ortak bir paydadan dolayı oluşan bölümlerden söz etmek ancak çok genel veya çok özel olarak bakıldığında görülebilir.
Hikâyelerinde evde kalmış bir kızdan bir hurdacıya bir işçiden anneye neredeyse herkesin kendi hayatında karşılaşabileceği kesitleri veya tipleri tıpkı her hikâye ve bölüm başında bulunan farklı şair ve yazarların mısraları gibi ahenkli ve şiirsel olarak ele almış.
Yazarın mısraları seçiminde tıpkı kendi hikâyelerinin adeta başka hikâyecilerden izler barındırması gibi farklı olması da dikkat çekici bir husus. Bir hikâyede Sait Faik okurken öbüründe Füruzan’dan izler görmek mümkün. Bu farklı hikâyeciler etkisi sadece tema, konu veya işleyiş bakımından da değil üstelik. Nerdeyse hepsinin bir kombininden ortaya çıkan özgün ama bir o kadar da örnek alınmış hikâyelerden dolayı böyle gözükmektedir.

1989 Bulgaristan Türklerinin Göç Hikâyeleri - Gülbeyaz Kurtuluş


“Ben göç esnasında oradaydım 6 yaşındaydım. Bir kaçışma ve uzun bir bekleyiş hatırlıyorum sınırda çok bekledik sanırım. (7 güne yakın bekledik) Sınırdayken yiyecek sıkıntısı çektik, rahmetli dedem Raim Kurtuluş’un bir yerlerden gidip ekmek bulup getirmesini unutamam. Türkiye’ye gelmek, yerleşmek zordu bizim için. İlk geldiğimizde ‘Ses yapmayın, gürültü yapmayın! Sizi geri gönderirler’ diye korkutuyorlardı bizi.  İlk geldiğimde çok yadırgadım. Mahalledeki arkadaşlarımdan ayrılmak çok zor geldi. Çok da olayların farkında değildim. Tabi ki özlediğimiz şeyler vardı. En çok orada bıraktığım biz giderken gözünden yaşlar akan köpeğim Şarik’i unutamam. Orada yaşanan olayları ben çok hatırlamıyorum. Dedem ve amcam isim değişikliklerini anlattıklarında üzülüyorduk. Büyüklerimizin yaşadığı o büyük haksızlığı, hakareti, hapis yatanları ve ölenleri duyduğumuzda üzülüyorduk. Ben de az buçuk hatırlıyorum mahallede gece sokağa çıkma yasakları vardı, polisleri, asker tanklarını, baskılar hafızamdan silinmeyen şeyler.”

Kitabımızı incelemek ve temin etmek için:

Gölgesi Beyaz - Ercan Kaygas


Küçük kedi ayakları ya da küçük kedilerin ayakları geçiyor üzerimden. Üzerime basıp basıp geçiyorlar. Yumuşacık bir his yayılıyor bedenime. Elimi uzatıp sevesim geliyor onların tüylü sırtlarını, omuzlarını, küçük ayaklarını. Bu narin varlıkları sevmeye yeltenen eller, güzel eller olmalı diyorum kendime. Senin ellerin de güzel. Hem ne de güzel seversin sen. Fakat uzanamıyorum. Ellerimi bulamıyorum hiçbir yerde. Kulağımda arabamın tekerinin gıcırtıları yok. Nerede arabam. Onun soğuk demirini avuçlarımda duyumsamayınca kaybolmuş hissediyorum kendimi. Bir lavanta kokusu duyuyorum. Uzak bir koku bu, hafif hafif yayılıyor burnuma. Lavanta. Hafif bir müzik sesi sonra, alıyor, gezdiriyor beni bilmediğim bir sokakta. Beyaz bir gölgeyi takip ediyorum, bembeyaz bir gölgeyi. (Gölgenin beyazı da mı olurmuş. Aman Yarabbi!)

Kitabımızı incelemek ve temin etmek için:

Din ve Terör - Dr. Muhammed Naim Naimi

Günümüzde terörün sıcak bir şekilde cereyan ettiği coğrafyalar genel anlamda, İslam’ın hâkim olduğu Ortadoğu ve Orta-Güney Asya bölgeleri olarak ön plana çıkmaktadır. Ağırlıklı olarak bu bölgelerde varlığını sürdüren terör örgütleri, destekçileri olan emperyalist güçlerin belirlediği amaçlar uğruna İslam dinini istismar etmeye devam etmektedirler. Bunun sonucunda özellikle Batı kamuoyunda, İslam ile terörün yan yana kullanılması, bilinçli, planlı ve programlı olarak idame ettirilmeye başlamıştır.  Hâlbuki İslam dini başta olmak üzere hiçbir ilahi dinin, terör dâhil her türlü haksızlık, zulüm, baskı, şiddet vb. durumlara izin vermediği aşikârdır. Dolayıyla Taliban Hareketi ve benzeri dini motifli terör örgütlerinin, yaptıkları ve izledikleri terör menşeli politikayla İslam’a zarar verdikleri görülmektedir. Taliban gibi dini, kendine özgü bir anlayışla kitlelere dikte eden illegal örgütlenmelerin, din ve dini değerlerle uzaktan yakından alakaları olmadığı gibi din adına yürüttükleri eylemleri ve söylemleri de hamilerinin menfaatleri ve direktifleri ile sürdürülmektedir.

Rahmani Dualar: Kur’an-ı Kerim’de Dua Kavramı ve Dua Ayetleri - Ahmet Arın


Duaya varlıkların değil Allah’ın ne anlam yüklediği önemlidir. Dua bir güçtür ama doğru dua bilinci kazanılmazsa, dua rahmet yerine külfet olur.

Zira her türlü aracıyı reddetmek, hatalardan dönüp af dileme (tevbe ve istiğfar), istek ve niyaz makamının sadece Yüce Allah olduğunu bilmek ve zikri daima O’na has kılmaktır dua.

Dua; Allah’ı her an anmadır, O’nu hiç unutmamadır, verdiği her nimete hamd ve şükürdür, her türlü tehlikeye karşı gerçek sığınağa başvurudur ve en güçlü yardım makamına halini arz etmektir. Dua ibadettir, ibadetler de dua.

Allah’ın, kullarına, kendisiyle iletişimde bulunması için ikram olarak verdiği sonsuz bir özgürlüktür dua.

Fiili duadan/eylemden söze geçiştir, fiilini sözüne şahit tutmaktır dua.

Her müminin, yüce Allah’ın ilahi vahyi olan Kur’an’ı, mehcur/ terkedilmiş bırakmayıp muska ve cevşen türü sahtelikleri taşımak yerine, Kur’an’ı anlayıp hayata taşımasıdır dua.

En güzelin adıyla, O’na hitapla başlar, söze giriştir, esma-i hüsnadır dua. Hamd ve şükürle başlayan, hamd ve şükürle biten, her şeyi vereni görmezden gelmeyip, O’na teşekkürdür dua.

“Dua ve yönelişiniz O'na olan inancınız için değilse, Rabbim size niçin değer versin?" İlahi hitabına bir yöneliş ve “Duadayım Rabbim!” diyerek Yüce Allah’a bir cevaptır dua.


Kitabımızı incelemek ve temin etmek için:
https://www.kitapyurdu.com/kitap/rahmani-dualar-ampkurani-kerimde-dua-kavrami-ve-dua-ayetleri/504150.html&publisher_id=8933

Çağına Küsen Adam - İsmet Emre


“Yalnız kalmak istiyorum beyler, çekilin, boşaltın sokakları, haydi evinize… Yol açın, yalnız adam geliyor, göz kapakları yerde. Girdi. Şimdi içeride. Nemli, havasız, bir o kadar da loş odasında oturmuş düşünüyor. Mademki kazanacaklarımın hepsini geri verecektim neden o hâlde bu kadar nefes tükettim? Her oyunun sonunda boşa dönmüyor mu insan? Bütün nesneler oyuncak değil mi sonra? Herkes de sabahları bir oyuncak aramıyor mu kendine? Tamam, şimdi oldu işte. Oynadın, eğlendin ve bitti. Oynadın, unuttun ve bitti. Unutmak yok etmektir çünkü. Unuttuğun an yok etmişsin demektir. İnsan yahut nesne, farkı yok. Ayrılık, unutmayı kabulleniş… Yok etmeyi yani.” İsmet Emre

Kitabımızı incelemek ve temin etmek için:

Mitolojinin Müziği - Uğur Kılınç


Viking gemileri 9. yüzyılda o zamanki adıyla Konstantinopolis’e demir atmış, şehri istila etmek için dört bir taraftan saldırı gerçekleştirmişti. Viking askerleri, o dönem bu şehri almayı başaramadı ama günümüzde Viking kültürü dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de hiç olmadığı kadar popüler. Thor gibi çizgi roman uyarlaması filmler ve Vikings gibi televizyon dizileriyle İskandinav mitolojisine ve Vikinglere duyulan ilgi her geçen gün büyüyor. Viking kültürünün müzik sahnesindeki elçiliğini ise Amon Amarth yapıyor. İsveçli grup şarkı sözlerinden sahne şovlarına kadar attıkları her adımda Viking kültürünü yaşatıyor.

Osmanlı'da Terör - İsmail Pehlivan

Rusya, Avusturya, İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti’nin Rumeli toprakları üzerinde ayrı ayrı emelleri vardı. Bu hedeflere ulaşabilmek için bütün yüzyıl boyunca değişmeyen bir formül uyguladılar: Önce Rumeli’deki Hristiyan halk kışkırtılarak ayaklanma çıkarılırdı. Osmanlı Devleti’nin gücü ayaklanmayı bastırmaya yeterli olsun olmasın yabancı güçler işe karışır, gidişata müdahalede bulunur ve bölgede ıslahat yapılması istenirdi. Islahatın sonucunda ise ilk bunalım döneminde özerklik ve arkasından bağımsızlık talepleri gelirdi. Osmanlı Devleti ıslahata direndiği takdirde ise savaş açılır, bunun sonucunda da yine özerk veya bağımsız devletler ortaya çıkardı.

“Osmanlılar insanların gönüllerini de fethettiler” – Cezmi Karasu


Söyleşen: Ahmet Urfalı

Sayın hocam, Şubat ayı içerisinde Oktay Berber ve Tuğçe M. Sakarya ile birlikte hazırladığınız “Kuruluş Osman Gazi Karacahisar ve Osmanlı’nın Temelleri” adlı eserinizin 3. Baskısı çıktı. Öncelikle tarih ve kültür dünyamıza böyle bir eser kazandırdığınız için sizi ve arkadaşlarınızı kutluyorum. Cezmi Hocam, sohbetimize Karacahisar’dan başlayalım. Karacahisar’ın Türk Tarihi açısından önemi nedir?

Bozkırın İsyanı

Bozkır, Türk tarihinin büyük bir kısmının teşekkül ettiği, insanoğlunun doğayla cebelleşerek yaşamını idame ettirdiği zorlu bir coğrafyadır. Bozkır insanı doğduğunda ilk olarak doğanın olumsuz şartlarıyla mücadele ederek hayata tutunur. Zorlu coğrafi şartlar insanı sertleştirir, farklılaştırır, kabına sığmaz coşkun akan bir ırmağa çevirir. Uzun yıllarını bozkırın uçsuz bucaksız sınırlarında at koşturarak yaşayan Türkler, genetik kodlarına işleyen isyan ruhuyla yaşarlar. Öyle ki hayatlarını sürdürdükleri coğrafya tümden değişse bile, kanlarındaki isyan ateşi sönmeyen Türkler, içlerinde yanan ateşle silahlarını kanca benzer oldukları topluluklara dahi çevirmekten imtina etmezler. Bozkır töresince güçlünün güçsüzü ezmesiyle birlik, beraberlik ve düzen oluşur. Bu nedenle Türkler tarih boyunca güzel günlerin huzurunu duymak için düşmanlarıyla, en çokta birbirleriyle mücadele ederek, neşvünema etmişleridir. Bu yazımızda yukarıda kısaca izahını yapmaya gayret ettiğimiz şartların hâkim tema olduğu, Kutlu Altay Kocaova’nın “ Bozkırın İsyanı” isimli kitabını anlatmaya çalışacağız.