Pathika, Hasan Yurtoğlu’nun
yazdığı, hayata, hayatın içindeki insanın içine bir yolculuğu konu alıyor.
Yolculuk boyunca kahramanımız İbrahim Öğretmen size eşlik ediyor. Kendi
dünyasına konuk edip serüvenine başlıyor. Serüvenimiz, İbrahim Öğretmenin kitap
diye aldığı fakat kapağı güzel, ismi uzun ve merak uyandıran kitabın aslında
kitap olmadığı içinin boş ve yazmaya davet eder olması ile başlıyor.
Kahramanımız bu davete kayıtsız kalamıyor ve içi boş kitabın içini doldurmak
kitap yapmak için nelerle dolduracağını düşünüyor önce, düşündükçe aslında ne
kadar da çok şey yazabileceğini görüyor. Tüm hazırlıklarını yapıp kendini eve
kapatıyor ve yazma eylemine başlıyor.
Hasan Yurtoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hasan Yurtoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kaybolmuş bir insan kadar kendine dönük biri yoktur - Hasan Yurtoğlu
Söyleşen: Yağız Gönüler
Hasan Yurtoğlu, Weysel Paradoksu kitabından
yola çıkarak söylersem, çok cesur bir yazar. Düşünün ki “felsefe yoğun” bir
roman yazıyorsunuz ve bu mayından farksız metni yepyeni bir yayınevinden
neşrediyorsunuz. Sanırım şifre, işin samimiyetinde. Hani hep tekrarlarız ya
Neşet Ertaş’ın o meşhur cevabını; yaşamadığın türküyü yakmamak meselesi…
Weysel Paradoksu ciddi
bir yankı buldu. Dergilerde hakkında inceleme yazıları yazıldı. Derken Hasan
Yurtoğlu yeni bir romanla geldi: Pathika.
"Veysel kuvvetli bir skandal algısına sahip" - Hasan Yurtoğlu
Söyleşen: Binnur Karyağdı
Romanlarınıza yakından
baktığımızda alışılageldik türün dışında kalıyor. Bu farklılığı deneysel olarak
adlandırabilir miyiz ya da sizin deneysel bir amacınız var mıydı?
Hayır, kesinlikle böyle bir kaygıyla hareket edilmiş değil.
Ben daha ziyade anlatacaklarımla ilgiliydim ve beni asıl yönlendiren onları
etkili sayılabilecek bir şekilde anlatma isteğim olmuştur. Weysel Paradoksu
yıllar yılı biriktirdiğim ve notlar olarak kaydettiğim tasarıların üst üste
binmesiyle oluşmuş bir yapıt. Hakkı Özdemir Beyin isabetle işaret ettiği gibi
bir roman olmaktan çok bir anti-roman diyebilirim. Günlüğün, mektubun, şiirin,
hikâyenin iç içe geçtiği… Aşk olmasa, aşkın kara sevda adı verilen biçimi
olmasa ki ben aşkı sadece kara sevda olarak anlamaya yatkınım, çoğu kişinin kendini
keşfi diyebileceğimiz şey gerçekleşmiyor. Kara sevda üzerinden sınanan benliğin
hikâyeleri. Edebiyatın önemli bir kısmı buna ilişkin değil mi? Çoğumuzun
edebiyata giriş kapımız da bundan başkası değil zaten. Bize bir dizeyi
ezberleten koşullar…
Görmeden sevmenin kontrollü cinnetin romanı
Romanımızın kahramanı Veysel her şeyden maraz çıkaran bir tip
değil. Aksine yoğun düşünen, duygulu bir karakter. Duygularını dizginlemek için
bazen “kendileriyle savaşanlar” arasına katılıyor, bazen de “dost elinden gel
olmazsa varılmaz” diyor. İlk paradoksunu da her çocuklukta olduğu gibi
babasıyla yaşıyor. Alışkanlıklarını seven, daima aynı insanlarla ve aynı
mekânlarda vakit geçirmekten sıkılmayan, gizli bir entelektüel aslında Veysel.
Bunun için de “bıraktığınız yerde bulabilirsiniz beni” diyor. Alıştı mı bir
şeye, onu seviyor, bağlanıyor ve memnun kalıyor. Pek şikâyet etmiyor bu
sevgiden. İlle de açıklama yapmasına gerek varsa bunu bir ‘şükretme tarzı’
olarak görüyor. Sonra da patlatıyor bombayı: “Şeylerin açık seçikliğine
inanıyorum ben. Bulanık zihinler var sadece.”
Çekilin, Uzaylılar Geliyor – Hasan Yurtoğlu
Uzaylılar adı verilen canlıların varlığına inanalım
isteniyor. Bu, pekâlâ mümkün! Olabilir! Dünya dışı akıllı canlıların varlığı
imkân dâhilindedir. Bununla kalınsa iyi… Uzaylıların ara sıra gezegenimizi
ziyaret ettiklerine dair rivayetler var. Bunların rivayet olmalarının ötesinde
hakikatler olarak değerlendirilmesine yönelik bir çabanın olduğu da fark
ediliyor. Diyelim ki uzaylı denilenlerin
varlığına iman edip onların dünyamıza zırt pırt uğradıklarını da kabul ettik;
peki bu yöndeki itikadımız yeterli mi? Hayır!
Seferberlik günleri gelip çattı! - Hasan Yurtoğlu
2017 Ekim’inde yayımlanan
"Şey Alırlar Şey Satarlar"ın şu zamana kadar yirmi-otuz baskı
yapmamış olmasını yadırgadığımı bildirmeliyim. Maalesef! "Turna ve
Gayda" demiyorum, "Beethoven’in Gözleri" de demiyorum. Haddimin,
hududumun farkındayım. Şey Alırlar Şey Satarlar için söylüyorum bunu. Zira
kitabın, 15 Temmuz 2016’dan bu yana, herkes tarafından konuşulan, hakkında
türlü tezvirat yapılan hususlara dair yazılmış ufuk açıcı bir eser olma
özelliği taşıdığı, dedikodudan ibaret olan çoğu yayının aksine işin aslına
dönük can alıcı çözümlemeleri içerdiği gün gibi aşikar. Ancak, geçen süre
zarfında birinci baskının tükenmemiş, kitaba dair kayda değer bir yazının
yazılmamış olması meselelerin hangi düzeyde ele alındığını göstermesi açısından
bir fikir vermesi yanında sürekli şikâyet konusu edilen belaların başımızdan niye
eksik olmadığının da izahı yerine geçmektedir.
Pathika - Hasan Yurtoğlu
Yıllarca hep bir mucize bekledim.
Ayın ikiye bölünüp, denizin ortadan yarılması gibi değil, bir elin omzuma
dokunması gibi bir mucize. Mucizelerin durakta bekler gibi beklenmeyeceğini,
mucizelere doğru yürünmesi hatta mucizeler yönünde koşulması gerektiğini
anlamam hayli zaman aldı. Yitip giden mucizelerimi fark edip üzülüyordum.
Oturup bir mucize bekliyor olmasaydım eğer...
Weysel Paradoksu - Hasan Yurtoğlu
|
“Benim de aforizmalarım olacak,
ismimle anılan bir paradoksum. Veysel Paradoksu. Russel paradoksuyla da
kafiyeli, ne güzel… Arkadaşlar Veysi paradoksu, oğlum babamın paradoksu
diyecek. Belki seans bitmeden bulurum. Sevgilimin paradoksu diyecek Selma, öbür
kızlara hava basacak. Nasıl heyecanlanıyorum düşündükçe. Annem dikili bir
ağacım yok diye üzülmeyecek, öyle ölümsüzlüğe filan aklı ermez; oğlumun
paradoksu var diyecek komşu kadına. Ya öyle mi? Hayırlı olsun! Bizim oğlan da
kooperatife yazılmış diyecek, o da.” |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






