Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Karakum Söyleşileri 3 - “Sosyal olmaya çalışırken yalnız kalmış, her yerde olmaya çalışırken hiçbir yerde olamamış durumdayız.” İsmail Biçer


Söyleşen: Birce Yazıcı

“Hayatımızı kolaylaştırmak amacıyla kullanımımıza sunuldukları halde yaşamlarımızı ele geçirmeye başlayan teknolojilerden başımızı kaldırıp gökyüzüne bakmayı hatırlatmak istiyorum.”

- Kısaca kendinizden ve kitabınızdan bahseder misiniz?

1983 Eskişehir doğumluyum. Bütün öğrenim hayatımı Eskişehir’de geçirdim, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden 2007 yılında mezun oldum. Evliyim, bir oğlum var.

Yazmaya 2006 yılında başladıysam da ilk kitabım Düş Cambazı 2016 yılında çıktı. İkinci kitabım Dost A.Ş. ise 2018 yılında Karakum Yayınevi sayesinde okurlarla buluştu. Dost A.Ş., müşterilerine ‘en iyi dost tecrübesi’ sunan bir şirketin ve şirketin sahibi Murat isimli gencin başından geçenleri anlatıyor.

Kutlu Altay Kocaova'nın kaleminden Bozkırın Savaşçısı


28.09.2019 i’tibâriyle yayınlanan ilk romanım olan Bozkırın Savaşçısı’nın üçüncü baskısı, Karakum Yayınları tarafından yayınlandı. Şimdi bakıyorum da, Kasım 2009’da yazmaya başlamışım. Yâni on yıl evvel… Bir buçuk yılda da bitirmişim.

Bozkırın Savaşçısı, Türklerin kendi aralarında dökülen kanı anlatan bir eser. Ama bunun birlikte, oradan oraya savrulan, hayâtına bir amaç katmak isteyenlerin ve bunu yapmaya çalışırken de, mücâdele edenlerin hikâyesi.

Eser, ilk olarak 2015 yılında Güneş Yayınları (adı sonradan Aygan olarak değişti) tarafından yayınlandı. Yâni romanı yazdıktan sonra 3,5 yıl beklemek zorunda kaldım. İlk kez yayınlanana kadar birçok yayınevi, yayınlamak için teklif gönderdi. Bu sürede bu yayınevlerinin iç yüzünü de görme fırsatı elde ettim. Yâni bu romanın ilk yayınlanışı üzerinden 4,5 yıl; yazımının tamamlanması üzerinden yaklaşık sekiz yıl, yazmaya başlamamın üzerinden ise yaklaşık on yıl geçmiş. Hikâyeyi oluşturmanın üzerinden ise en aşağı on beş yıl. İlk ne zaman kurgulamaya başladığımı ise ben bile hatırlamıyorum.

Bozkırın Savaşçısı, Bir Yalnız Savaşçının Dilinden... - Kutlu Altay Kocaova


“İşte, yine savaş. Yine Türk, Türk’ü kıracak. Yine Türk kanı akacak. Çinliler, Araplar, Sartlar bizi kurt gibi kemirmek isterken, neden biz sürekli birbirimizle didişiyoruz?
Neden bir iktîdâr uğruna, kardeş kanı akıtıyoruz? Önce Kağan’a isyân, sonra Kırgızlara saldırı ve Arslan Bey’in ölümü, Hazarlarla savaş ve şimdi de Oğuzlar…
Bu insanlarla berâber savaşmış olmak, ne yazık! Bunlar için Türk kanı akıttım. O öldürdüğüm Hazar askerleri için ancak şimdi üzülüyorum. Ama ne yapabilirdim? Yapacak bir şeyim yoktu ki. Tek başıma direnemezdim. Ama şimdi buradayım. Oğuzlarla berâberim ve savaşacağım. Kendi kanıma karşı son kez savaşacağım.
Eğer bu savaştan da ölmeden çıkarsam, kılıcımı, okumu ve mızrağımı, Türklere karşı hiçbir savaşta kullanmayacağım.”

Kitabımızı incelemek ve temin etmek için:

Çağına Küsen Adam - İsmet Emre


“Yalnız kalmak istiyorum beyler, çekilin, boşaltın sokakları, haydi evinize… Yol açın, yalnız adam geliyor, göz kapakları yerde. Girdi. Şimdi içeride. Nemli, havasız, bir o kadar da loş odasında oturmuş düşünüyor. Mademki kazanacaklarımın hepsini geri verecektim neden o hâlde bu kadar nefes tükettim? Her oyunun sonunda boşa dönmüyor mu insan? Bütün nesneler oyuncak değil mi sonra? Herkes de sabahları bir oyuncak aramıyor mu kendine? Tamam, şimdi oldu işte. Oynadın, eğlendin ve bitti. Oynadın, unuttun ve bitti. Unutmak yok etmektir çünkü. Unuttuğun an yok etmişsin demektir. İnsan yahut nesne, farkı yok. Ayrılık, unutmayı kabulleniş… Yok etmeyi yani.” İsmet Emre

Kitabımızı incelemek ve temin etmek için:

Bozkırın İsyanı

Bozkır, Türk tarihinin büyük bir kısmının teşekkül ettiği, insanoğlunun doğayla cebelleşerek yaşamını idame ettirdiği zorlu bir coğrafyadır. Bozkır insanı doğduğunda ilk olarak doğanın olumsuz şartlarıyla mücadele ederek hayata tutunur. Zorlu coğrafi şartlar insanı sertleştirir, farklılaştırır, kabına sığmaz coşkun akan bir ırmağa çevirir. Uzun yıllarını bozkırın uçsuz bucaksız sınırlarında at koşturarak yaşayan Türkler, genetik kodlarına işleyen isyan ruhuyla yaşarlar. Öyle ki hayatlarını sürdürdükleri coğrafya tümden değişse bile, kanlarındaki isyan ateşi sönmeyen Türkler, içlerinde yanan ateşle silahlarını kanca benzer oldukları topluluklara dahi çevirmekten imtina etmezler. Bozkır töresince güçlünün güçsüzü ezmesiyle birlik, beraberlik ve düzen oluşur. Bu nedenle Türkler tarih boyunca güzel günlerin huzurunu duymak için düşmanlarıyla, en çokta birbirleriyle mücadele ederek, neşvünema etmişleridir. Bu yazımızda yukarıda kısaca izahını yapmaya gayret ettiğimiz şartların hâkim tema olduğu, Kutlu Altay Kocaova’nın “ Bozkırın İsyanı” isimli kitabını anlatmaya çalışacağız.

Pathika


Pathika, Hasan Yurtoğlu’nun yazdığı, hayata, hayatın içindeki insanın içine bir yolculuğu konu alıyor. Yolculuk boyunca kahramanımız İbrahim Öğretmen size eşlik ediyor. Kendi dünyasına konuk edip serüvenine başlıyor. Serüvenimiz, İbrahim Öğretmenin kitap diye aldığı fakat kapağı güzel, ismi uzun ve merak uyandıran kitabın aslında kitap olmadığı içinin boş ve yazmaya davet eder olması ile başlıyor. Kahramanımız bu davete kayıtsız kalamıyor ve içi boş kitabın içini doldurmak kitap yapmak için nelerle dolduracağını düşünüyor önce, düşündükçe aslında ne kadar da çok şey yazabileceğini görüyor. Tüm hazırlıklarını yapıp kendini eve kapatıyor ve yazma eylemine başlıyor.

Yeni Tanrıların Dünyası - Enes Şengönül


İncelemek üzere olduğunuz bu eser; modern kast sistemine övgüler ithaf edip, fantastik bir dünyada sınıfsal ayrımları, bilinç ve bilinç altında kuvvetlendirmediği için muhtemelen çok satanlar listesinde tutunamayacaktır. Ancak, ötekileştirilmiş, hor görülmüş, korkulmuş, korkutulmuş ama aynı dünyayı paylaştığımız, her gün bir şekilde aynı kaldırımları eşit derecede işgal ederek, aynı havayı soluduğumuz insan hikâyelerinden oluşan bu roman çalışması yaşadığımız toplumun ve ait olduğumuz çağın bir sureti olarak okurun ilgisine sunulmuştur.

Kutlu Altay Kocaova Söyleşisi


Bize kendinizden kısaca bahseder misiniz? Kutlu Altay Kocaova kimdir?

Ben okumayı, yazmayı, araştırmayı, fotoğraf çekmeyi seven bir öğretmenim… Güzel fotoğraflar çektiğimi, güzel yazılar yazdığımı düşünüyorum. Sevdiğim işi yapıyor, sevdiğim alanlarda dolaşıyorum. Bu da beni mutlu ediyor. Tabiî olarak da eşim ve oğlumla yaşadığım mutluluk da eklenince âile babalığımı da eklemem gerekir.

Umay'ın Kaderi - Seherhan Kızmaz


“Seatle Üniversitesi’nin ünlü genetik profesörü Türkleri sadece genel kültür seviyesinde tanıyordu. Çalışkan asistanı Seren’in Türk olması da ayrı bir ilgiye sebep olmamıştı. 15 asır önce Atilla’nın oğullarının mücadeleyi kaybetmesinden sonra şimdiki Macaristan denen ülkede kalan bir avuç Hun’un başına gelenler değil onu, uzman tarihçileri bile ilgilendirmeyen bir konuydu. Fakat profesör hayatındaki en önemli olayı bu Hunlarla ilgili olarak yaşayacaktı. Düşünmesi bile zor ama Türklerin ve Almanların ataları Tuna boylarındaki yeşil düzlüklerde cedelleşiyordu. Hayatın öğrettiği şey ise iki taraftan da iyi ve kötü insanların bulunduğuydu. Bir kadın bu kadar kötülükle nasıl başa çıkabilirdi? Peki, 2070’li yıllarda karşımıza nasıl bir İstanbul çıkacaktı? Bilim ve bilgelik bu kitapta ayrılmaz bir ikili olarak kader çizgimizin istikametini takip ediyor.” Prof. Dr. Osman Karatay


Kitabımızı incelemek ve temin etmek için:
https://www.kitapyurdu.com/kitap/umayin-kaderi/489182.html&publisher_id=8933
&
https://www.secaloku.com/urun/umay-in-kaderi_7960.aspx?CatId=331
&
https://urun.n11.com/roman/umayin-kaderi-P312588251

Yeni Bir Fikir: Dost A.Ş. - Kutlu Altay Kocaova

“Bütün varlığını dünyaya ilan etmeden yaşamanın seni sınırlayacağını düşünüyorsun, biliyorum. Yalnızca insanlara gösterilebilir şeyler yaşamaya çalışıyorsun artık; kendin için değil başkaları için yaşıyorsun tecrübelerini. Yalnız olmaktan korktuğunu biliyorum. Ama bu acınacak hâlimizi değiştirmiyor: Sonuçta hep yalnızız; ve daha önemlisi, asla yalnız değiliz.”

Kaybolmuş bir insan kadar kendine dönük biri yoktur - Hasan Yurtoğlu


Söyleşen: Yağız Gönüler
Hasan Yurtoğlu, Weysel Paradoksu kitabından yola çıkarak söylersem, çok cesur bir yazar. Düşünün ki “felsefe yoğun” bir roman yazıyorsunuz ve bu mayından farksız metni yepyeni bir yayınevinden neşrediyorsunuz. Sanırım şifre, işin samimiyetinde. Hani hep tekrarlarız ya Neşet Ertaş’ın o meşhur cevabını; yaşamadığın türküyü yakmamak meselesi…
Weysel Paradoksu ciddi bir yankı buldu. Dergilerde hakkında inceleme yazıları yazıldı. Derken Hasan Yurtoğlu yeni bir romanla geldi: Pathika.

Bozkırın İsyanı - Kutlu Altay Kocaova

Bozkırın Savaşçısı, Karakum Yayınevi tarafından yayınlandı. Yazılmasının üzerinden iki yıl geçtikten sonra yayınlanabildi. Tabiî, bunda ilk iki kitâbımı yayınlayan Aygan Yayınları’nın yaşadığı sıkıntıların çok büyük payı var. Neyse, geç olsun, güç olmasın derler ya, bizimki o hesâb…

"Hepimizin hayatta bir sebebi, bir anlamı var." - İsmail Biçer


Söyleşen: Birce Yazıcı

Merhabalar İsmail Bey! Bu röportajda kendi sınırlarımdan bir adımcık çıkıp size “sen” diye hitap etmeyi deneyeceğim; normal şartlarda “siz”den öteye gidemeyen ben! Bunun önceden tanışmış olmamızdan ziyâde, seni anlayabilme deneyimini tecrübe etmemle ilgili olduğunu belirtmek isterim. Okurların şu an beni anlıyorlar, henüz bunu deneyimlememiş olanlar ise zamanı gelip hayatlarına kattıklarında hak verecekler,

İsmail Biçer, 35 yaşında Eskişehirli bir Elektrik Elektronik Mühendisi, yüksek lisansı Raylı Sistemler Kontrol ve Sinyalizasyon Mühendisliği üzerine…

Bu kadar değil tabii ki, hiçbirimizin hikâyesinin böyle özetlenemeyeceği gibi bu da seni anlatmıyor. Okurlarına kendini anlatır mısın? “Sen”ce seni tanımaları kanımca çok önemli...

Dost A.Ş. - İsmail Biçer


Bir Şirketin Size Para Karşılığında Dost Bulmasını İster miydiniz?
Toplumların işletme hastalığına tutulduğu, devletlerin birer şirket gibi yönetildiği, insanların birbirlerine sürekli "projen nedir?" diye sorduğu bir çağdan hiç şüphe yok ki insan ilişkileri ve dostluklar da nasibi alacaktı.
Dostluk tıpkı Murat'ın kurduğu şirket gibi insanların para karşılığında yakın dost tecrübesi yaşayacakları bir deneyim olacaktı artık.
Şirketin adı çok netti: Dost A.Ş.

"Veysel kuvvetli bir skandal algısına sahip" - Hasan Yurtoğlu


Söyleşen: Binnur Karyağdı

Romanlarınıza yakından baktığımızda alışılageldik türün dışında kalıyor. Bu farklılığı deneysel olarak adlandırabilir miyiz ya da sizin deneysel bir amacınız var mıydı?

Hayır, kesinlikle böyle bir kaygıyla hareket edilmiş değil. Ben daha ziyade anlatacaklarımla ilgiliydim ve beni asıl yönlendiren onları etkili sayılabilecek bir şekilde anlatma isteğim olmuştur. Weysel Paradoksu yıllar yılı biriktirdiğim ve notlar olarak kaydettiğim tasarıların üst üste binmesiyle oluşmuş bir yapıt. Hakkı Özdemir Beyin isabetle işaret ettiği gibi bir roman olmaktan çok bir anti-roman diyebilirim. Günlüğün, mektubun, şiirin, hikâyenin iç içe geçtiği… Aşk olmasa, aşkın kara sevda adı verilen biçimi olmasa ki ben aşkı sadece kara sevda olarak anlamaya yatkınım, çoğu kişinin kendini keşfi diyebileceğimiz şey gerçekleşmiyor. Kara sevda üzerinden sınanan benliğin hikâyeleri. Edebiyatın önemli bir kısmı buna ilişkin değil mi? Çoğumuzun edebiyata giriş kapımız da bundan başkası değil zaten. Bize bir dizeyi ezberleten koşullar…

Sonsuzluğun İçindeki Geçit - Emine Kuraç


KALBİNİ AŞKLA DOLDURANLARA
ZAMANLAR ÖTESİ BİR TARİH ZİYAFETİ

Hakikat aşkla birleşince, zaman diye bir şeyden söz edilemez. Mekânın bile nefesi yetmez bu kavuşmaya. Âşıklar sel olup akar çağlardan çağlara. Aşkın terbiyesiyle ruhlar saflaşır, kalpler belirginleşir, gönüller genişler. Yeter ki aşk çıkagelsin çağlar ötesinden şimdiye...  

Üçler, yediler, kırklar. Herkes uykudayken hiç uyumayanlar. İnsanlığa aşkla, meşkle, şevkle şifa dağıtanlar. Orhun'un kutlu yazıtlarındaki gibi sevdasını taşlara kazıyanlar. Yedi kat gökten iniveren atalar. Hâlimize ağlamaktan haykırışlarıyla Tanrı Dağları'nı saranlar. Gerçekçi olup daima imkânsızı arayanlar, isteyenler, özleyenler...

Pathika - Hasan Yurtoğlu

Yıllarca hep bir mucize bekledim. Ayın ikiye bölünüp, denizin ortadan yarılması gibi değil, bir elin omzuma dokunması gibi bir mucize. Mucizelerin durakta bekler gibi beklenmeyeceğini, mucizelere doğru yürünmesi hatta mucizeler yönünde koşulması gerektiğini anlamam hayli zaman aldı. Yitip giden mucizelerimi fark edip üzülüyordum. Oturup bir mucize bekliyor olmasaydım eğer...

Weysel Paradoksu - Hasan Yurtoğlu


“Benim de aforizmalarım olacak, ismimle anılan bir paradoksum. Veysel Paradoksu. Russel paradoksuyla da kafiyeli, ne güzel… Arkadaşlar Veysi paradoksu, oğlum babamın paradoksu diyecek. Belki seans bitmeden bulurum. Sevgilimin paradoksu diyecek Selma, öbür kızlara hava basacak. Nasıl heyecanlanıyorum düşündükçe. Annem dikili bir ağacım yok diye üzülmeyecek, öyle ölümsüzlüğe filan aklı ermez; oğlumun paradoksu var diyecek komşu kadına. Ya öyle mi? Hayırlı olsun! Bizim oğlan da kooperatife yazılmış diyecek, o da.”