Bozkırda
liderlere koşulsuz sadakat diye bir şey yoktu, sadece lidere eşlik etmek vardı.
Beraberliğin devamı, karşılıklı güvenin geliştirilerek aradaki bu ince çizginin
korunmasına bağlıdır. Bu çizgi, bir nevî toplum sözleşmesidir. Bozkır toplum
sözleşmesi, taraflardan birinin sürekli kazandığı diğerinin de zarara uğradığı,
Rousseau’nun tasvir ettiği türden bir toplum sözleşmesi değildir. Bu
sözleşmenin şartları kesindir, bozulduğu takdirde bedeli de ağırdır. Bir
hükümdar ne kadar kudretli ve ne kadar güçlü bir yönetme kabiliyetine sahip
olursa olsun, halkına karşı sert bir tutumda bulunmamalı, kötü muamele etmemeli
ve ölçüyü kaçırmamalıdır. Bozkırda kağanlar ve kara budun arasındaki karşılıklı
sözlü antlaşmanın yükümlülüğü ağırdır. Bu anlaşmanın şahitliğini yapan, yeri
göğü yaratan Tanrı’dır. Dolayısı ile kağanlar kötü yönetimlerinden ötürü
tahttan indirilirken, Tanrı’nın onlara bahşettiği kutun gitmesinin gerekçe gösterilmesi, bundan kaynaklı olmalıdır.
Halk, bunu Tanrı’nın kendilerine verdiği yasal bir hak olarak görecek ve
kullanmaktan hiç çekinmeyecektir. Nitekim T’ung Yabgu’nun başına gelende bu
olmuştur.
